İsmail Gaspıralı Sözleri

İsmail Gaspıralı, Türk fikir hayatının ve Ceditçi düşüncenin entelektüel, mistik ve fikri önderi olan ve ömrünün son günlerine kadar Türk Dünyası’na hizmet edinmeyi şiar edinmiş fikir adamı ve yazardır. On dokuzuncu yüzyılda birçok bakımdan geride kalmış Rusya Türklerinde aydınlanma meşalesini yakarak Türk ve İslam coğrafyasının gelişmesini sağlamak için çabalamıştır. Gaspıralı, içinde bulunduğu toplumun ihtiyaçlarını tespit eden ve buna çözüm bulan bir portre çizmiştir. Bunlarla kalmamış, “Dilde, Fikirde, İşte Birlik” düşüncesi ile Türk Dünyasının birliği için entelektüel ve düşünsel manada ciddi mücadele vermiştir. Aynı zamanda bu düşünceleri kendi zamanını aşarak günümüze ulaşan bir miras muhteviyatındadır.

İsmail Gaspıralı Sözleri

“Bana gelince, nazar ve itikad-ı siyasiyemin negizi (siyasi inanç ve görüşümün esası), temeli “Türkoğlu Türk” olduğumdur. İptida(önce) Türk olmadıkça ne aristokrat olurum ne demokrat. Ne avamiyyundan (halkçılardan) olurum ne iştirakiyyundan (sosyalistlerden) Eğer bana “Halin bedbahttır (kötüdür), Türklük yani kavmiyet (soya bağlılık), milliyet fikirlerini taşla(bırak) da saadete nail ol (mutluluğa eriş) ” deseler, bu yüzden gelecek saadete, bedbahtlığı tercih ederim. Ben, ben olmamak ne aklıma kelişir (uyar) ne vicdanıma yatar.”

“Vicdan, gözden naziktir ve insaf, akıldan ötkündür (daha keskindir, etkilidir)…”

“Bir millete en önce lazım olan üç şey vardır: Efkar-ı milliye (millî düşünce), lisan-ı millî (millî dil), maarif-i milliye (millî eğitim).”

“Diyoruz ki kadınlar büyüktürler; cemiyet-i beşeriyenin (insan topluluğunun) hem nısfı (yarısı), hem esasıdırlar.”

“Bugünkü cemaatimiz okumak ve yazmak bilmez, kavaid-i diniyesini lazımca bilmez, çalışmak bilmez; dünya ve zaman hallerini bilmez ve dört tarafını kaplamış bu cehalet ve bilgisizlik ile hatta bir şey bilmediğini dahi bilmez.”

“Başlıca maksat ve muradımız Türkçe okuyup yazmayı mümkün olduğu kadar kolaylaştırmaktır. Bunun çaresi ise her sözü (bazı kelimeler müstesna olmak üzere) söylendiği gibi yazmak ve yazıldığı gibi okumaktır.”

“Medeniyetin parlaklığını, büyük büyük köyler, kiliseler, kal’alar fabrikalar ve rovelver toplar ile ölçenlerden değiliz; medeniyetin mikyası(ölçütü) umumun ondan istifadesidir.”

“Bir kızın terbiyesi iki oğlan terbiyesinden efdaldir.”

“Hulasa-i kelam Mağrib’te şehr-i Rabat, şarkta Şahabad, hep bir derece berbad; işgüzar lazım, olsa yaramıyor Ali, Murad ve Hudadad; gerek oluyor mutlak ya Jorj ya Ferdinand!”

“Lakin, dünyada doyulmayan ve doyulamayacak bir şey var ise ilim ve marifettir. Ne kadar kesbetsek (elde etsek) gene az görülen bunlardır. İlim ve marifet nur ve altındır. Hangi ülkede çıksa da cümle dünyada kıymettar ve makbuldür. Ne kader çok olsa hep az görünür.”

“Boğaz davası ve matkuub-ı nefsî (boğaz kavgası ve nefsin istekleri) üzere teşkil eden maişet (oluşan yaşam biçimi) ve oldukça heyet (bütün bir cemiyet, toplum), suret-i hayvaniyede (hayvanlara yakışır bir tarzda) bulunmaz da ne olur?” İsmail Gaspıralı, “Avrupa Medeniyetine Bir Nazar-ı Muvazene”

“Fikir, lisan, his birliği duymuş olan bir kavim, zaten şuur-ı milliyeti ve vahdet-i maneviyesini duymuş demektir.”

“Biz kadınız”, “Bizde ne iş ne ehemmiyet vardır” deyü hata etmeniz (hata etmeyiniz). Dünyanın ve beni ademin tam yarısı olduktan maada (olmanın dışında) bazı hususatta (konularda) er kişilerden daha büyük derecede bulunuyorsunuz.”

“İlmin cümleye farz” ve “ilmi karşılıksız Huda ve insaniyet namına neşretmek” yüce kuralı en önce ehl-i İslâm’dan zuhur etmiştir.

“Çağatay edebiyatından başlayıp bu zamana kadar edebî bir dile sahip bir milletin bundan beş yüz sene önce Buhara’da “Medres-i Tıbbiye”si, Semerkant’ta “Rasathane”si bulunan ve Rusya Akademisi bilgiye değer veren kararıyla Timur soyundan Uluğ Bey gibi âlim ve mütefennin şöhretine armağan olarak yapılacak nişan taş abide huzurunda öz lisanımız ile tahsile hakkımız varlığını ispata kalkışmak istemiyoruz. Bu dava edilmez bir hakikattir, inkâr edilemez bir “var”dır.”

“Edebiyat demek akıl, fikir, fehm, bilük (anlayış, bilgi) ve ibret hazinesidir. Böyle bir hazineye malik (sahip) olmaya çalışmak ve gayret lazımdır. Edebiyatsız bir kavim çıplak bir kişiye benzer; çıplaklık ise hoş bir hâl değildir.”

“Halbuki Kuran-ı Şerif bir kelime ile tefsir edilmek lazım gelse; bu kelime ”adalet” olacaktır.”

“Akça israfı haramdır, zaman ise akçadan daha değerlidir.”

“Bir halkın ya bir kavmin ahlâk kesbetmesi aklî yeteneğinden doğar. Nâkıs(eksik) akıldan makbul ahlâk ve edep doğmaz.”

“İnsanların birbirleriyle muamelede (davranışlarında) fayda ve faydadan evvel gözetecek bir şey yok mu imiş? Vardır! Bu da “hakkaniyet”tir (hak ve adalete uygunluk; doğruluk)!”

“Muhabbet ateşine yanmayanlar, keder ve ağusunu çekmeyenler yazı ve kıyas ile bu hâle aşina olamazlar.”

“Sermaye, mülk, kesp ve kâr hakkındaki kavaid-i Kur’aniye (Kuran hükümleri) Avrupaca esas hukuk ve âhlak tutabilmiş (olsa) idi sosyalist efkâr-ı müdhişelerine (müthiş sosyalist düşüncelerine) heman yer kalmaz idi. Çünkü az mı, çok mu herkes mülkten, sermayeden ve sa’iyeden (emeğinden) istifade eder idi. Servete esir, faize ömrü bir hizmetçi olmaz idi. Ve bunca nahoşluğa meydan açılmaz (hoşnutsuzluğa imkân verilmez) idi!” 

“İlim kuvveti, zayi olmaz bir kuvvettir; hakikat, zaptolunmaz bir şeydir; insaniyet, hiçbir vakit sönmemiş bir nurdur! Bir yerde kaybolsalar, diğer bir yerde taze can olurlar.”

“Bundan böyle âlemi insaniyetin (insanlığın) yarısı kadınlar olduğu halde maişet, rahat, saadet ve mesudiyet-i insaniye nazarlarında (insan mutluluğu açısından)kadınların ne kadar ehemiyetli (önemli) oldukları anlaşılıyor. Eğer kadınların fena olduğuna hükmedilirse, yarım dünya fena olduğuna hükmedilmiş olur. Vakıan (gerçekten de) bir şehrin, vilayetin, cemaatin yaki (veyahut) milletin kadınları cahile ise nısf-ı cemaat ve nısf-ı ümmet (toplumun ve ümmetin yarısı) cahil olması lazım geliyor.”

“Fikirsizlik o derecelere varmıştı ki Özbekler Nogayları, Nogaylar Özbekleri, her ikisi Kafkas Müslümanlarını ve cümlesi beraber Kırgız-Kazak kardaşlarını görmüyor, bilmiyor gibiydiler. Görüşmez, bir araya gelmez idiler.”

“… Hâlbuki Rusların bir miktarına Katsap, bir miktarına Hahol (Ukraynalı), bir miktarına Belorus (Beyaz Rus) ve bir miktarına Kazak denilse de cümlesi fennen ve hâlen (hepsi bilimsel ve kültürel olarak) “Rus” oldukları gibi bizlerde umumen (genel olarak, hepimiz) Türk oğlu Türkleriz. Yirmi milyonu, yirmi isim ile yirmiye münkasim eden (bölen) isimleri taşlayıp (bırakıp) “Kazan Türkleri”, Kırım ve Kafkas Türkleri”, İran Anadolu, Dala, Fergana, Sibirya, Kaşgar, Maveraünnehir, Hokant Türkleri nam-ı hakikisi ile (gerçek adıyla) söylemek ve yazmak âdet edilse olmaz mı?”

“Bu dünyada selamet ve rahat ömür geçirmek için insanlar üç yolda gayret etmeleri gerekir. Bu yollar ziraat, sanayi ve ticaret yollarıdır.”

“Yaşasın Millet! Yaşayacaktır bu millet; çünkü anladı ki lisan ve dil birliği, fikir ve edebiyat birliğini mucip olup (gerektirip) bu ise iş, amel ve hareket birliğini doğurup bais-i necat (kurtuluş sebebi) olacaktır.”

“Marifet, terbiyeye; akıl, ahlâka; bencillik ve nefs, hakkaniyete galip geliyor! Malın çokluğu ve kesreti sanat ve sanatın ilerlemesi insanları saadetli edemez. İnsanî saadetin çeşmesi birdir ve bu da hakkaniyettir!”

“Esenlikte olmak için Allah’tan korkar gibi yalandan korkmalı, cehennemden kaçar gibi fena fikirlerden kaçmalı, cennete olan muhabbet gibi insanlara muhabbet etmeli…”

“Bundan böyle her vilayette, hatta her uyezdide (kazada) millet işçilerini cem’ etmeli, cemiyet-i mahsusa heyetine koyup (özel kuruluş oluşturulup) yalnız söylenmeğe değil, işlemeğe başlamalı. Bunun için her uyezdide nizamen (kazada kanunen) “terakkiyûn (ilerleme, kalkınma) cemiyetleri” tesis ve teşkil etmeli (kurulmalı ve oluşturulmalı).”

“Okul, aklî ve ahlâkî terbiye organıdır. Başka bir şeye hizmet edemez ve etmemelidir.”

“Hem Tatarları Ruslarla eşit kılan kanunlar, hem Rus karakterinin gösterdiğimiz çizgisi, her iki halkın yakınlaşmasına fevkalâde elverişli olmasına rağmen Müslüman kitlesinin kendi Rus vatanının en hayatî meselelerine karşı gösterdiği soğukluk, lakaytlık, umursamazlık, ilgisizlik beni her zaman üzüyor ve şaşırtıyordu.”

Bizden evvel olan kişilerin sa’y ve gayretinden fayda gördüğümüz hâlde bizden sonra gelecekler için sa’y-ü gayret etmek vacip değil farz olmuyor mu?..Biz borç altındayız borcu vermek farz değil mi?

“Atanın ilmi özüne; ananın ilmi nesline…”

“Rus halkının iktisadi ve sınai gücü Batınınkinden daha tehlikesizdir. Müslüman ve Rus hâlen birlikte veya yan yana yer sürebilir, tohum serpebilir, hayvan besleyebilir, zanaat ve ticaretle meşgul olabilirler. Onların becerileri çok da farklı değildir, ama Avrupalının yanında Müslüman yoksullaşarak ırgata dönmek mecburiyetindedir ki hâlen böyledir.”

“Dinimiz, hayrın üç şekilde yapılabileceğini öğretiyor; emekle, sözle ve sadaka ile.. Fakir yakınına çalışmasıyla; âlim öğretmeyle; zengin ise sadaka vermekle yardım ediyor.”

“Kısacası, bir baktıkça Avrupa yaşam biçimi ve medeniyeti gayet süslü, ziynetli ve güzel bir kadına benzetiliyor; velakin, biraz daha dikkat olunur ise şu kadının dişleri uydurma, saçları takma, o dolu dolu göğüsleri kabartma pamuk…”

“Millet arzu ve tasavvur ile yaşayamaz; bunların icrasını (yürürlüğe konulmasını), vücut bulmasını (gerçekleşmesini), iş olup görülmesini ister.”

“Müslim ve Müslimeye ilim farzdır, kaide-i mukaddesesine yapışmak gerektir; saadet bundan doğar.”

“Kırım sultanlarından Mengli Giray Han merhumun bundan dört yüz sene önce Bahçesaray’da bina ettiği Zincirli Medrese yalnız Kırım’da değil belki Rusya’da en büyük medresedir.”

“Maarife heves neticesidir ki üç yüz elli seneden beri kadınlar hakkında şiddetli tatbik olunan taassub-ı cahilane mündefi’ olarak (cahilce bağnazlık ortadan kalkarak) İslâm kızlarına; umum Rus mekâtib-i taliye ve âliyesinin (yüksek ve orta derecedeki Rus okullarının) ve darülfünunlarının kapıları açılmıştır. Bugün Petersburg Darülfünunu’nda şubeât-ı muhtelifesinde (değişik bölümlerinde) yirmiden fazla İslâm kızı vardır.”

“Aramızda çok tüccar ve sevdagerler bar. Basbayağı işler köçürmekteler (iyi iş yapmaktalar) velakin uluğ ticaretleri yoktur. Şirket ve kumpanyalar tertip edip büyük ticaretler edemiyorlar. Bunların balalarına İslâmca ve Rusça okumak gerek; dünyada ne var, ne yok bilmek gerek; başka milletler işleri nice ederler (nasıl yapıyorlar), kumpanyaları nice tertip ederler (ediyorlar), bilmek gerektir.”

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Diğer İçerikler:

Başa dön tuşu