Mehmed Seyyid Bey Kimdir?
3 Mart 1924’te TBMM’de hilâfetin kaldırılması teklifinin görüşüldüğü oturumda uzun bir konuşma yapan Adliye Vekili Seyyid Bey, hilâfetin dinî değil dünyevî bir kurum olduğunu anlatmıştır.
Mehmed Seyyid (Seyyid Bey, 1873-1925), hukukçu ve Cumhuriyet döneminin ilk adliye vekili olarak tanınan önemli bir şahsiyettir. İzmir’de doğan Seyyid Bey’in babası, İzmir eşrafından Müezzinzâdeler ailesinden Abdullah Takıyyüddin’dir. İyi bir medrese eğitimi gördükten sonra 1904 yılında Mekteb-i Hukuk’tan 18. devre birincisi olarak mezun oldu ve İzmir’de kısa bir süre avukatlık yaptı. Siyasete II. Meşrutiyet’in ilanıyla atıldı; 1908, 1912 ve 1914 seçimlerinde İzmir mebusu seçildi. Aynı zamanda Osmanlı İttihat ve Terakkî Cemiyeti’nin lider kadrosunda yer almış, 1910’da başkan yardımcılığına ve 1911’de fırka reisliğine getirilmiştir. Medrese kökenli ilmî nüfuzu sayesinde cemiyet içinde hiziplerin arasını bulmada etkin bir denge unsuru olduğu belirtilmektedir.
Seyyid Bey, mebusluk görevinin yanı sıra Dârülfünun Hukuk Fakültesi’nde usûl-i fıkıh müderrisliği görevine başlamış ve bu görevi aralıklarla ölümüne kadar sürdürmüştür. II. Meşrutiyet döneminde, çeşitli kanunlaştırma ve tâdil komisyonlarında aktif rol üstlenmiştir. Bu görevler arasında 1909 yılında Kānûn-ı Esâsî’nin tadili için oluşturulan otuz kişilik özel komisyon ve 1916’da Mecelle’nin ikmal ve tâdili amacıyla kurulan Kānûn-ı Medenî Komisyonu yer almaktadır. Mondros Mütarekesi ve İngilizler’in İstanbul’u işgalinin ardından, İttihat ve Terakkî Fırkası’nın önde gelen isimlerinden biri olması ve potansiyel milliyetçi etkisi sebebiyle Malta’ya sürgün edilenler arasında bulundu. 29 Nisan 1920’de başlayan sürgünden Ekim 1921 sonunda döndükten sonra kısa bir süre Ankara’ya gitmiş, ardından İstanbul’a dönerek hocalık görevine devam etmiştir.
Millî Mücadele yıllarında Mustafa Kemal ile irtibat kurularak Anadolu’daki harekete destek vermesi istenen kişiler arasında bulunan Seyyid Bey, Cumhuriyet’in ilanından önceki dönemde Mustafa Kemal’e hukukî konularda danışmanlık yapmıştır. 1923 yılı başlarında Mecelle’yi tadille görevli Vâcibât Komisyonu’nun başkanlığına seçildi. Cumhuriyet’in ilanının hemen öncesinde yapılan seçimlerde İzmir milletvekili oldu ve 14 Ağustos 1923 tarihinde kurulan Hey’et-i Vekile seçiminde adliye vekili olarak kabineye dahil edildi. Bu göreve tek yeni üye olarak girmesi, yeni hukukî düzenlemelerde kendisinden katkı beklendiğini göstermektedir. Bu görevi, İsmet İnönü başkanlığında kurulan ilk Cumhuriyet kabinesinde de devam etti; ancak 3 Mart 1924’te Şer‘iyye ve Evkaf Vekâleti’nin ilgası nedeniyle kabinenin istifasına kadar sürdü. Yeni kurulan kabinede yer verilmemesi üzerine, 20 Nisan 1924 tarihli Teşkîlât-ı Esâsiyye Kanunu gereği mebusluktan ayrılarak Dârülfünun’daki görevine geri döndü ve kuruluş halindeki İlâhiyat Fakültesi reisliğine (dekanlık) getirildi.
Seyyid Bey’in kamuoyunda en çok tanınmasına neden olan olayı, 3 Mart 1924’te hilâfetin kaldırılması teklifinin görüşüldüğü Türkiye Büyük Millet Meclisi oturumunda adliye vekili sıfatıyla yaptığı uzun konuşmadır. Bu konuşmasında, hilâfetin dinî değil dünyevî bir kurum olduğu fikrini savunmuş. Hilâfeti, fıkıhtaki vekâlet akdi çerçevesinde halkla halife arasındaki bir sözleşme olarak tanımlamış, hatta bu müesseseye mevcut şartlarda artık ihtiyaç kalmadığından, yerini hâkimiyyet-i milliyyeyi esas alan bir siyasal yönetimin alabileceği düşüncesini ortaya koymuştur. Bu konuşmanın kararın alınması sırasında milletvekilleri üzerinde rahatlatıcı bir etki yaptığı belirtilmiştir. Seyyid Bey, Dârülfünun’da Târîh-i Fıkıh ve Hukuk Fakültesi’nde Usûl-i Fıkıh hocalığını sürdürürken, yakalandığı zatürreden 8 Mart 1925 tarihinde vefat etti.
Seyyid Bey’in düşünceleri, dönemin İslâmcılık anlayışı içinde modern bir bakış açısını temsil eder. Fıkıh ilmini, modern dünyanın kurumlarını meşrulaştırmak üzere ele alması, onun İslâmcılık anlayışının ana hatlarını oluşturmuştur. Eserlerinde taklitten ve mezhep taassubundan uzak durulması ve ictihad kapısının açılması gerektiği vurgusu ön plandadır. En tanınmış eserleri arasında usûl-i fıkhın sistematiğini ve tarihini, ayrıca güncel hilâfet tartışmalarını içeren Usûl-i Fıkıh, Cüz’-i Evvel: Medhal, hilâfet ve saltanatın ayrılabileceği görüşünü dinî ve tarihî açıdan temellendiren Hilâfet ve Hâkimiyyet-i Milliyye, ve Meclis konuşmasının metni olan Hilâfetin Mâhiyyet-i Şer‘iyyesi bulunmaktadır. Eserlerinde güçlü bir mantık örgüsü, tahlilci bir yaklaşım ve kaynaklara titizlikle yapılan atıflar dikkat çekmektedir.
![Cengiz Han Kimdir? Cengiz Han, eşi Börte ile birlikte otururken. [Cengiz Han tarihini anlatan 15. yüzyılda yapılmış bir İran minyatürü.]](/wp-content/uploads/2019/09/Cengiz-Han-esi-Borte-ile-birlikte-otururken.-Cengiz-Han-tarihini-anlatan-15.-yuzyilda-yapilmis-bir-Iran-minyaturu.-220x150.jpg)








