Yüzyıllar önce, 15. yüzyılda meçhul bir mütercim, dönemin padişahının emriyle evrenin sırlarını aralayan “Acâ’ibü’l-Mahlûkât” adlı o eşsiz ansiklopediyi Osmanlı Türkçesine çevirdi. Amacı sadece ilginç hikâyeler anlatmak değildi; okuyanların evrendeki bu garipliklere bakıp derin bir tefekküre dalmasını arzuladı. O efsûnî kitabın sayfalarında, okurken bilim kurgu sahnelerini aratmayan sayısız efsanevi olay kayda geçti. İşte o şaşırtıcı olaylardan on tanesi:
1 Newton’dan Yüzlerce Yıl Önce Yerçekimini Açıklaması
“Zįrā ki ṭaş ẟaḳįldür, yėr daḫı ẟaḳįldür, ẟaḳįl ẟaḳįle meyl ėder.”
Kitapta evrendeki cisimlerin boşlukta nasıl durduğu anlatılırken çok çarpıcı bir tespitte bulunuldu ve “Ağır olan, ağır olana meyleder” denilerek yerçekimi kanunu yüzyıllar öncesinden açıklandı.
Dünyanın döndüğüne dair o dönemin heyecan verici tartışmaları da bu harika eserin satır aralarına yansıdı.
2 Savaş Meydanlarında Devasa Fillerin Kedilerden Ödü Patlaması
“Hįçbir cānavardan ḳorkmaz illā çetükden ḳorḫar.”
Ormanların o heybetli ve devasa filleri, başka hiçbir şeyden değil, sadece sıradan bir kediden ölesiye korktu ve kaçacak delik aradı.
Hatta meşhur Kadisiye Savaşı’nda Müslümanlar fillerin üzerine kedi fırlattı, böylece o koskoca Sâsânî ordusunu darmadağın etti.
Efsaneye göre ormanın kralı aslan da devasa cüssesine rağmen yalnızca horozdan korktu.
3 Görenleri Gülme Krizine Sokup Öldüren Lanetli Taş
“Endülüs’de bir ırmaḳ vardur. Ol ırmaġuñ içinde bir ṭaş vardur ki aña tehne dėrler… Her kimse ki ol ṭaşı görse, gülmeden ölür.”
Endülüs bölgesindeki gizemli bir nehrin içinde öylesine tuhaf bir taş bulundu ki, görenleri resmen şoka soktu.
“Tehne” adı verilen bu taşa bakanlar anında gülme krizine girdi ve gülmekten ölene kadar kendilerini durduramadı.
4 Kafatasını Kerpetenle Açıp İçinden Canavar Çıkaran İlk Beyin Cerrahları
“Calinus pādişāhı ḥammāma iletdi. Ḫamr vėrdi, ‘aḳlın gėderdi. Daḫı başınuñ çanaġın ḳopardı. Gördi yengeç gibi bir nesne beyni ḳuçmış durur.”
Tıbbın atası sayılan Hipokrat ve Galen, baş ağrısından kıvranan bir padişahı şarapla uyuttu.
Kafatasını açtıklarında beynine yapışmış, yengece benzeyen o korkunç canavarı gördüler.
Hiç vakit kaybetmeden bu tuhaf canavarı kızgın bir kerpetenle (kelbetîn) çekip çıkardılar ve hastayı o amansız ölümden kurtardılar.
5 Devasa Ejderhaları Denizden Elektrikli Süpürge Gibi Çeken Mıknatıslı Bulutlar!
“Tinnįnüñ düşmeni bulıtdur ki çeker alur gėder. Deñizden iletür, ṣaḥrāya bıraġur.”
Eskiden denizlerde gemileri tek lokmada yutan “tinnin” adındaki o tehlikeli dev ejderhaların var olduğuna inanıldı.
Fakat doğanın kusursuz dengesi devreye girdi; mıknatısın demiri çekmesi gibi, manyetik güce sahip devasa bulutlar bu dev ejderhaları denizden bir süpürge gibi içine çekti ve ıssız çöllere fırlatıp attı.
6 Ateşin İçinde Keyif Çatan ve Asla Yanmayan Gizemli Kuş: Semender!
“Semender bir ḳuşdur ki odda olur, tennūrlar içinde ki anuñ odda bir yüñi yanmaz… ve anuñ derisinden desti-māl eylerler, el silerler.”
Ateşin tam göbeğinde yaşayan ve tüylerine asla alev değmeyen fantastik bir kuş efsanesi dilden dile yayıldı.
Semender adı verilen bu efsanevi kuşun derisinden özel mendiller yapıldı.
İşin en şaşırtıcı yanı ise, kirlenen bu mendiller suyla yıkanmadı; temizlenmesi için doğrudan ateşin içine atıldı ve yanmadan tertemiz oldu.
7 Sudan Çıkarıldığı Anda Taş Kesilen Efsunlu Balık
“Cebel-i Ḳayṣūr: Bir ṭaġdur, kim Hind deñizinde… Ve daḫı ol nāḥiyetde bir balıḳ olur. Ḳaçan ki ṣudan çıḳarsalar fi’l-ḥāl ṭaş olur.”
Hindistan denizlerindeki Kaysûr dağının bulunduğu sularda eşine rastlanmamış efsunlu bir balık türü yaşadı.
Öyle ki, balık sudan çıkarıldığı o ilk anda kaskatı kesildi ve anında bir taşa dönüştü.
İnsanı efsanelerin sihrine inandıran bu olay, kitabın en ilginç kayıtlarından biri oldu.
8 Kendi Gölgesinden Korkup Sürekli Güneşe Koşan, Demir Yiyen Deve Kuşu!
“Ve ṭaşı demüri yėr… Ve daḫı gölgesinden ḳorḳar, ol sebebden Güneş’e ḳarşu gėder, arḳuru gėtmez, tā ki gölgesin görmeye.”
O devasa deve kuşları sadece taşları değil, en sert demirleri bile afiyetle yedi ve midesinde eritti.
Heybetli cüsselerine ve güçlerine rağmen kendi gölgelerinden ölesiye korktular.
Gölgelerini hiçbir şekilde görmemek için başlarını hep Güneş’e doğru çevirip ilerlediler.
9 Havada Asılı Duran Büyülü Heykeller ve Tapınaklar!
“Hind ḳavmi mıḳnāṭįsdan ‘acāyib nesne düzerler… Mıḳnāṭįs ol büti şeş cihetden kendüye çeker, tā ki ol büt ortada mu‘allaḳ durur.”
Eski çağların dâhileri yerçekimine meydan okuyan kusursuz illüzyonlar tasarladı.
Hindistan’da mıknatısla inşa edilen tapınakların tam ortasına demir bir heykel yerleştirdiler.
Altı yönden gelen eşit manyetik çekim gücü o heykeli yakaladı ve hiçbir yere temas etmeden havada asılı bıraktı, görenleri âdeta büyüledi.
10 Sonbaharda Yaprakları Kuşa Dönüşüp Uçup Giden Efsûnî Ağaç
“Şeceretü’l-‘aṣāfįr: Bir aġaçdur. Ṣaḫır deryāsında olur… Daḫı anuñ ṭalından yapraḳlarını dökerler. Birḳaç günden ṣoñra ol aġaç serçe olur uçar gėder.”
Sahır Denizi civarındaki o büyülü “Şeceretü’l-‘asâfîr” adlı ağacın dökülen yaprakları herkesi şaşkına çevirdi.
Ağacın dallarından yere süzülen her bir yaprak, birkaç gün içerisinde minik bir serçe kuşuna dönüştü ve canlanıp gökyüzüne uçup gitti.
Sonuç Yerine: Tefekkürün Kapısını Aralayan Bir Klasik
1448 yılında meçhul bir mütercim tarafından Osmanlı Türkçesine çevrilen Tercüme-i Acâ’ibü’l-Mahlûkât, ulvî âlemlerden yeryüzündeki canlılara kadar evreni konu alan didaktik ve ansiklopedik bir eserdir.
Kitabın temel amacı yalnızca ilginç olayları ve efsaneleri anlatmak değil; dünyayı görme imkânı bulamayan insanlara yaratılmışların çeşitliliği üzerinden Allah’ın kudretini, hikmetini ve sanatını kavratmaktır.
Eserde, “yaratanın azametinin yaratılanlardan bilineceği” anlayışı merkeze alınır; evrendeki her varlığın ilahî bir delil olduğu vurgulanır ve okuyucu derin tefekküre çağrılır.
Bunun yanında eser, tarihî kıssalar ve ahlaki öğütlerle dünyanın geçiciliğini, ilmin üstünlüğünü, adaletin ve ilahî takdirin önemini hatırlatır.
Dönemin jeopolitik-siyasi şartları içinde ise Ehl-i Sünnet ekolünü koruma, devlet yöneticilerine idare anlayışı kazandırma ve toplumsal düzeni güçlendirme amacı taşıyan kültürel ve ideolojik bir rehber niteliği de taşır.
Kaynakça
- SARIKAYA, Bekir. Tercüme-i Acâ’ibü’l-Mahlûkât ve Garâ’ibü’l-Mevcûdât. İstanbul: Türkiye Yazma Eser Kurumu Başkanlığı, 2019.



