Türk Dünyası

Hoca Ahmet Yesevi Türbesi ve Külliyesi

Günümüzde Kazakistan’ın Türkistan kentinde bulunan Orta Asya (daha doğru ifadeyle Türkistan) Türkleri’nin ve Türkiye Türklerinin dinî-tasavvufî hayatında geniş tesirler icra eden ve “pîr-i Türkistan” diye anılan mutasavvıf-şair Hoca Ahmet Yesevi’nin türbesi ve etrafında cami, tekke ve kütüphaneden teşekkül eden külliye Hoca Ahmet Yesevi Külliyesi olarak bilinir.

TDVİA’da Emel Esin tarafından 1989’daki cilt için kaleme alınan Ahmed Yesevî Külliyesi maddesinden alıntılar:

“Hoca Ahmet Yesevi Külliyesi Siriderya nehrinin doğusunda Türkistan şehrinin kurulduğu ovada bulunmaktadır. Bu çevrenin, Gök-Türk Kağanlığı devrinde (550-745), kalıntıları 8 km. güneyde bulunan Şâvegar adlı şehre bağlı olduğu ve burada Yassı (Yası, daha sonraki söyleyişiyle Yesi) adlı bir kale bulunduğu bilinmektedir.”


“Göktürk Kağanlığı zamanından kalma seramik örneklerine Ahmed Yesevî Külliyesi etrafında yapılan kazılarda da rastlanmıştır.”


“Buhara’da iken “karındaşlık vilâyeti Türkistan”ı ve “Uluğ Baba ravzaları Ak Türbet”i özleyen Ahmed Yesevî’nin, nisbesinin de gösterdiği gibi, vatanına dönünce o “Ak Türbe”nin biraz güneyinde, Yassı Kalesi’nde makam tuttuğu anlaşılmaktadır.”


“Külliyenin bir bölümünün Ahmed Yesevî hayatta iken mevcut olduğu, yapılan kazılardan belli olmuştur. İlk külliye, şimdiki binanın kuzey kısmında mescid ve türbenin bulunduğu yerdedir. Burada, Hakanî Türk mimarisi üslûbunda, kelebek biçiminde kesilmiş tuğla süslemeleri bulunan bir duvar ortaya çıkarılmış, ayrıca ilk külliyenin içinin süslenmesinde kaymak taşından oymalı kaplamalar kullanıldığı da tesbit edilmiştir.”

“Bu kazılarda, türbenin yerinin değişmediği ve çevrede bulunan kemiklerden Ahmed Yesevî’nin ölümünden sonra külliyenin etrafında büyük bir mezarlığın teşekkül ettiği anlaşılmıştır. Arkeoloji çalışmaları ile velî şairin, “Altmış üçte kirdim yirge sünnet diyü / Mustafaga mâtem tutup kirdim muna” beytinin mânası da aydınlanabilmiştir. Külliyenin yakınında yer altında bulunan dehliz, kubbeli mescid ve yine kubbeli daha küçük çilehâne, Ahmed Yesevî’nin, Hz. Peygamber’in öldüğü yaşta onun için matem tutmak gayesiyle nasıl yer altına girdiği sorusunu cevaplandırmıştır. Yer altındaki bu mescid ve çilehânenin yapısı da Ahmed Yesevî’nin yaşadığı devre uyan özellikler göstermektedir.”


“Ahmed Yesevî’nin ölümünden sonra, Yassı’nın (Yası) ziyaretgâh ve dinî merkez olarak gelişmeye devam ettiği vakfiyelerden anlaşılmaktadır. Bağlar, bahçeler içinde başka türbeler ve bu arada Ahmed Yesevî’nin kızı Gevher Hatun’un mezarı da bulunmaktadır.”


“Türk velîleri silsilesinin “ser-halkası” sayılan Ahmed Yesevî’ye “hazret-i Türkistan” denmesi sebebiyle, mezarının bulunduğu Yassı ve onun bulunduğu vilâyet de aynı adı almıştır. Yassı’nın merkez olduğu Türkistan şehri ve vilâyeti XIV. yüzyılda, birbiri ile rekabet halinde bulunan Cengiz ahfadından doğuda Çağatay, batıda Cucioğulları ile Timur arasında el değiştirmekte idi. Rakiplerini yenip Cengiz soyundan bir hatun ile evlenerek küregen (hakan damadı) unvanını alan Timur, hamd nişânesi olarak Ahmed Yesevî Külliyesi’ni yeniden inşa ettirmiştir. Timur’un emriyle, eski külliyenin yıkılarak âbidevî şekilde yeniden inşa edilmesi için tayin edilen Mevlânâ Ubeydullah (bazı kaynaklarda ise Abdullah) Sadr tarafından 1396 yılında çalışmalara başlanmış ve inşaat birkaç yıl içinde tamamlanmıştır.”


“Dört yöne göre mihverli olan âbide 46,5 × 65 m. ebadında bir yer kaplamaktadır. Güneyde 18 metreye yükselen giriş takının iki yanında çifte minareler bulunmaktadır. Buradan, kazanlık denen tekke meydanına girilir. Kazanlığın kubbesi 37,5 m. yüksekliktedir. Ortada duran, sanat eseri kazan ve ejder ağızlı kandiller Leningrad’da Ermitaj Müzesi’ne götürülmüştür. Adak sahibi askerî ricâlin bıraktıkları tuğlar da artık kazanlıkta bulunmamaktadır. Külliyenin kuzeybatı köşesinde mescid, batısında kütüphane, kuzeydoğu köşesinde ve doğuda aksaray denilen hükümdar ve şeyh maksûre*leri yer almaktadır. Türbe mihver üstünde, kuzeyde bulunmaktadır. Ahmed Yesevî’nin sandukası yeşim taşındandır. Külliye cephelerinin büyük kısmı çini ile kaplıdır ve çini tuğlalar üzerinde büyük boy kûfî harflerle yazılmış “Allah”, “Muhammed” gibi yazılar ve binanın üst kısmını çevreleyen Bakara sûresinin elli sekizinci âyeti okunmaktadır. Çok ince oymacılık sanatı gösteren ahşap kapılar ve altın yaldızlı tunç tokmaklar da nâdir güzelliktedir.”


“Türkistan’ın 1864’te Rusya’ya ilhak edilmesinden sonra da önemini kaybetmeyen Ahmed Yesevî Külliyesi, bugüne kadar İç Asya’da müslüman Türklüğün en büyük ziyaretgâhı olmaya devam etmiştir. Bugün de bayram namazları için Ahmed Yesevî Camii’nin dışında toplanan cemaatin bütün ovayı doldurduğu görülmektedir.”

Kaynak: https://islamansiklopedisi.org.tr/ahmed-yesevi-kulliyesi

Bu yazıdaki bakış açıları; Turkau'nun genel görüşlerini ve ilkelerini yansıtmayabilir.

Ayça Uyan

MSGSÜ | Kültür&sanat tarihi, edebiyat, sinema.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu