Osmanlı Neden Çöktü? (Yusuf Akçura)

Osmanlı İmparatorluğu’nun devasa gövdesinin yavaş yavaş nasıl bir çöküşe sürüklendiğini anlamak için, Yusuf Akçura’nın tarihsel analizine kulak vererek tarihin çarklarını Avrupa’nın kabuğunu kırdığı o kritik eşiğe döndürmemiz gerekir. Akçura’nın bakış açısıyla, bu çöküşün nedenlerini bir yapbozun parçaları gibi adım adım birleştirelim.

Rönesans’ın Dışında Kalan Bir Medeniyet: Akçura’nın İlk Teşhisi

Akçura’ya göre Osmanlı’nın çöküşündeki en temel kırılma, Avrupa’nın Rönesans ve Reform hareketleriyle yaşadığı fikri devrime karşı takındığı kayıtsız tutumdur. Akçura, bu noktada, Batı dünyası aklın ve bilimin rehberliğinde yeni bir medeniyet inşa ederken, Osmanlı dünyasının bu entelektüel şölene katılamayarak kadim yapısının durağanlığında mahsur kaldığını savunur. Yusuf Akçura’nın vurguladığına göre, Batılı kavimler engin denizlere açılıp yeni kolonilerle servetlerini katlarken, imparatorluğun bu küresel ekonomik genişlemenin dışında kalarak zamanın gerisinde kalması, çöküşün önlenemez ilk adımını oluşturmuştur.

Savaşın Bir “Gelir Kapısı” Olmaktan Çıkışı: İktisadi Bir Çöküş

Avrupa’nın sanayi ve ticaretle elde ettiği maddi üstünlük, Akçura’nın gözünde Osmanlı’nın askeri ve iktisadi kaynaklarını kemiren bir süreçtir. Akçura’nın tespitlerine göre, devletin savaşları bir gelir kapısı olarak görme alışkanlığı, XVII. yüzyıldan itibaren bütçeyi besleyen bir kaynak olmaktan çıkıp hazineyi tüketen bir yük haline gelmiştir. Yazarın altını çizdiği üzere, ordunun ihtiyaçlarını karşılayacak modern eğitim kurumları Avrupa’da filizlenirken, Osmanlı medreselerinin içine düştüğü statik döngüden çıkamaması, devletin hem savaş meydanlarında hem de diplomatik masalarda inisiyatifi kaybetmesine yol açmıştır.

Otoritenin Zayıflaması ve Taşradaki Çürüme

Akçura, dağılmayı sadece dış etkenlerle açıklamaz; ona göre Viyana’dan itibaren başlayan geri çekilme, devletin iç çarklarının bozulmasını da tetiklemiştir. Merkezi otoritenin geniş coğrafyaya ulaşamadığı her noktada, rüşvetin, yolsuzluğun ve keyfi idarenin kök saldığını belirten Akçura, adalet mekanizmasının şeriat esaslarından uzaklaşarak bozulmasının, halk ile devlet arasındaki o ince bağı kopardığını ileri sürer.

Kapitülasyonların “Himaye” Kıskacı ve İç Müdahaleler

Yusuf Akçura’nın analizinin önemli bir bölümünü oluşturan Kapitülasyonlar, devletin ekonomik bağımsızlığına vurulan bir darbedir. Akçura, yabancı devletlerin “Hristiyan tebaayı himaye etme” bahanesiyle imparatorluğun iç işlerine müdahale etmesini, devlet egemenliğinin erimesi olarak görür. Akçura’ya göre, Fenerli Rum Beylerinin bürokrasideki nüfuzu ve Patrikhanenin artan siyasi iştahı, azınlıkların ayrılıkçı emellerini körükleyen birer manivela işlevi görmüştür.

Enkazdan Doğan Yeni Umut: Akçura’nın Türklük Vurgusu

Son olarak, Akçura tüm bu karamsar tablonun içinde cehalet ve taassubun hüküm sürdüğü bir vasatta, Batı’nın Sanayi Devrimi’ni yakalamanın imkansızlaştığını belirtir. Ancak Yusuf Akçura, tüm bu ağır illetlere rağmen, imparatorluğun esas cevheri olan “Türklüğün hayatiyeti”ne olan inancını korur. Akçura’nın düşüncesine göre, dağılan o koca yapının enkazı altından taze, güçlü ve modern bir devletin doğması, Türk milletinin kendi özündeki o sarsılmaz yaşama enerjisi sayesinde gerçekleşmiştir. Geçmişin hatalarından ders çıkaran bu millet, Yusuf Akçura’nın ifadesiyle, küllerinden yeniden doğmanın yolunu bulmuştur.

Turkau

Turkuaz Akademi

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Diğer İçerikler:

Başa dön tuşu