İlber Ortaylı Sözleri

İlber Ortaylı (1947–2026), derinlikli tarih bilgisi, çok yönlü akademik kariyeri ve toplumu tarih bilimiyle buluşturan özgün üslubuyla XX. ve XXI. yüzyılın en önemli Türk entelektüellerinden biri olarak tarihe geçmiştir. 1947 yılında Avusturya’da Kırım Türkü kökenli bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Ortaylı, çocukluk yıllarından itibaren edindiği çok dilli ve çok kültürlü kimliğini, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden Viyana ve Chicago üniversitelerine uzanan prestijli bir eğitimle pekiştirmiştir. Halil İnalcık ve Şerif Mardin gibi duayenlerin öğrencisi olan Ortaylı, Tanzimat dönemi mahallî idareleri ve Osmanlı İmparatorluğu’ndaki Alman nüfuzu üzerine yaptığı çalışmalarıyla tarih metodolojisine önemli katkılarda bulunmuş; akademik yaşamını Ankara ve Galatasaray üniversiteleri başta olmak üzere pek çok seçkin kurumda sürdürerek binlerce öğrenci yetiştirmiştir.

2005-2012 yılları arasında Topkapı Sarayı Müzesi Müdürü olarak görev yaptığı dönemde, müzecilik anlayışına getirdiği yeni vizyon ve sarayın restorasyonuna yönelik çabalarıyla büyük takdir toplamıştır. Akademik çalışmalarının yanı sıra; Türk Tarih Kurumu, Türkiye Bilimler Akademisi ve Rusya Bilimler Akademisi gibi pek çok uluslararası bilimsel kuruluşta onursal üyelikleri ve fahri doktorlukları bulunan Ortaylı, tarih ilmini sadece üniversite kürsülerine hapsetmemiş; televizyon programları, köşe yazıları ve kitapları aracılığıyla geniş kitlelere tarihin bir “merak ve ahlak” meselesi olduğunu aşılamıştır.

Ömrünün sonuna kadar tarih araştırmaları, hukuk tarihi dersleri ve Türkiye’nin kültürel kimliği üzerine yaptığı çalışmalarla aktif bir entelektüel hayat süren İlber Ortaylı, 13 Mart 2026 tarihinde İstanbul’da vefat etmiştir. 30.000 ciltlik zengin kütüphanesiyle de bir “kitap insanı” portresi çizen, yedi dili ileri düzeyde bilen ve modern Türkiye’nin tarih yazımında “kurucu aydın” figürlerinden birini temsil eden Ortaylı, Fatih Camii haziresinde ebedi istirahatgâhına uğurlanmış; geride bıraktığı onlarca eser ve milyonlarca insana ilham veren tarih bilinciyle Türkiye’nin kültürel hafızasındaki yerini almıştır.

İlber Ortaylı’nın Özlü Sözleri

  • “12. asırda insanlar bizim yurdumuza “Türkiye” demekteydiler. İtalyan kaynaklarında bunu görüyoruz. Artık kırsal bölgelerin Türkmen göçebe ve köylüler, şehirlerin ise büyük bir Türk nüfus tarafından doldurulduğu anlaşılıyor. 16. asırda İngilizce seyahatname kaleme alan Nicolas de Nicolay ise “Turkie” diyor, dikkat ederseniz bizim bugünkü söyleyişimize oldukça yakın… Sonradan İngilizce konuşup yazanların, bu “Turkie” yazılışını nasıl “Turkey” e çevirdikleri doğrusu hâlen bir muamma…”
  • “Bizim Türk yaratmaya ihtiyacımız yok; her devirde, coğrafyanın her yerinde varız zaten. Dünya tarihinin hemen hiçbir safhası, dünya coğrafyasının hemen hiçbir önemli parçası yoktur ki orada Türkler olmasın.” “Üzerinde durmamız gereken bir husus var; Türkler çok gezdikleri için her zaman dünya tarihi içindedirler. Türk kimliğini anlamanız için sadece etrafındaki bölgeyi değil, tüm dünyayı bilmeniz gerekiyor.”
  • “Şunu da söyleyelim; Türkler Hıristiyan oluyorlar ama millî kimliklerini kaybetmiyorlar. Türkler arasında; hem Yahudi olmuş hem de Yahudiliğin iki dalına birden girmiş olanlar var; hâlâ Türkçe konuşuyorlar. Kırım’da Kırımçaklar var, Karayların aksine Talmud’a inanan, Ortodoks Yahudi inançlılar var. Ancak Türk dilinden başka dil bilmezler. Ne Yidiş ne de İspanyolca, sadece Türkçe konuşurlar. Hatta “raşi” dediğimiz İbranca harflerle duaların Türkçe yazılması söz konusudur. Meselâ Gagavuzların nesi Türklükten uzak? Türkçe konuşuyorlar. Anadolu’da da Karaman Rumları vardır; Türk’türler. İncilleri Yunan harfleriyle ama temiz bir Türkçeyle yazılmıştır. Tüm bu sebeplerle, tarihî olayları değerlendirirken, Türklüğü kaybetme meselesinin ölçüsüne bakmak lazım.”
  • “Müslüman olan Türkler de İslâm’la birlikte Arab harflerini alıyorlar. Daha evvel de yazıları var tabii. Keza ilk yazımız Gök-Türk alfabesidir ve daha sonra da işlek bir yazı olan Uygur alfabesi geliyor.”
  • “Maalesef Türkiye’de çocuklara gerçek dışı bir görüş aşılanıyor: “Dünyada artık her şey sakindir, bütün insanlar kardeştir, biz ebedi düğünü kutlayacağız. Bundan sonra herkes oturduğu yerde oturacak, bundan sonra savaş olmayacak” gibi… Keşke öyle olsa… Eğitimin kötüsü, muhakeme ve zekâyı dumura uğratır. 20. yüzyılın ikinci yarısında atılan mermi, bomba ve akabinde ölen kişi sayısı II. Cihan Harbi’ni geçti. Savaşın bitiminden beri dünya maalesef sakin değil.”
  • “Dünyanın her ülkesinde milliyetçiliğin, milli kimliğin ortaya çıkışı ve kabul edilişi kendine özgü şartlarla, gelişmelerle olur. Fransız’ın milli kimliği doğrudan doğruya Fransa Krallığı, Fransız Birliği, Fransız İhtilali gibi olaylara bağlıdır. Türk’ün milli kimliği ise İmparatorluğun parçalanması sırasındaki kan, barut, ateş, ter ve gözyaşıdır.”
  • “Sultan II. Abdülhamid, Osmanlı İmparatorluğu’nun tarihi mirasının anıtlaşmasına önem veren bir hükümdardı. Sultan II. Abdülhamid imparatorluğun küçülmeye başladığı bir dönemde maziyi öne çıkaran bir hükümdar olmuştur.”
  • “Türk hükümdarları kız alıyorlar ama kız vermiyorlar, en önemli ayırım bu. Zaten Müslümanlıkta da caiz değildir. Ama bunun aksine Altın Orda Da verilenler vardır. Meselâ İlhanlılar, hükümdarın çocuğu olmadı diye az kalsın Paleologlarla akraba olacaklardı. Çünkü Maria, Hülagu’ya gelin gitti, Hülagü vefat edince Ebu Gazzan Mahmud Han’a kalsın dediler. Mahmud Han da isyanda hayatını kaybedince zavallı Maria Bizans’a çocuksuz geri döndü. Haliç’te, Fener Rum Lisesi’nin yanında bulunup Bizans’tan kalan ve tek kilise işlevini gören Maria Muhliotissa Kilisesi (Kanlı Kilise), Moğolların Maria’sının yaptırdığı bir kilisedir.”
  • “Türkiye, hakim etnik gruba göre, ülkemize başkalarının verdiği bir isimdir. Şimdi bir de Türkiyeli tabiri yaratmanın mantıkla bağdaşır bir yanı olamaz. Kaldı ki bu gibi mantık çıkmazlarını önlemenin mühim bir yolu tercüme etmekten geçer. Bir çevirin bakalım, Türkiyeliyi hangi gümrükten çevirip geçireceğiz? Size kimlik soruyorlar, kimliğinizi açık söyleyin. Türkiyeli bir üst kimlik olamaz. Başkaları da bu ülke ve halkı için (Küçük Asya) başka bir kelimeyi üst kimlik olarak kullanmaya kalkarsa ne dersiniz? “Türkiyeli” ile “Türk” arasındaki fark nedir? Türkiye konusunda asıl tartışılacak ve rahatsız edici manasızlık burada işte; bazı kişilerin uydurduğu “Türkiyeli”, “Türkiyelilik” gibi deyimler! Bazı safdiller veya herkesi bir şey bilmiyor zanneden tipler, “Efendim ne var bunda, Amerikalı oluyor da Türkiyeli niye olmasın?” diyorlar. Bir kere Amerika, Kolomb’un keşfettiği kıtanın ayrı bir kıta olduğunun farkına varan Cenovalı kaptan Amerigo Vespucci’nin adından geliyor. Amerikalılık Anglo-Sakson göçü ve İngiliz dili etrafında oluşan göçmenler için uygun, Türkiye ise içinde Türk adı taşıyor, böyle bir benzerlikle ilgisi yok. Ülkemizin geniş ölçüde Türkleşmesinden beri, bir bölgenin böyle bir etnik kimliğe kavuştuğunu ecnebilerin bile görmesiyle kullanılan bir isim… “Türkiyeli” ismi tercüme edilemez, içeriği bakımından bu kelimeyi teklif edenlerin amacını da zaten karşılamaz. Başka bir kimlik kullanmak isteyenler bu ifadeyi kullanabilirler ama bu amaçla ülke yurttaşlığının ve kimliğin adını değiştirmelerine lüzum yoktur, hakları olduğunu da zannetmiyoruz. Türkiyelilik, Belçikalı gibi bir tabir de olamaz. Zaten Belçika kimliği ve varlığının da nerelere gideceğini Allah bilir.”
  • “Gazneli Mahmud Hindistan’a 17 sefer düzenlemiştir. Bir yazarımız haklı olarak diyor ki’ “ Yağma için 17 sefer yapılmaz.” Doğru, burada Hindistan’ı Müslümanlaştırma misyonu söz konusudur. Sultan Mahmud, Sünni bir hükümdar olarak bunu kendine vazife edinmiş, İran’a karşı da teşebbüsleri var. Bağdat halifesi, ona “Yeminullah”, “Yeminüddin” , “Zıllullah” gibi unvanlar bahşediyor.”
  • “Her hâlükârda ilk dönem şehzadelerinin çok iyi yetiştiğini kabul etmemiz lazım. Bunlar sırf kılıç-kalkan, strateji değil, farklı şeyler de öğreniyorlar. Fatih Yunancayı Yunan Adaları’nda, İtalyanca’yı Venedik’te, Farsça’yı İran’da öğrenmedi. Hepsini Akşemsettin gibi hocaların önünde oturup hıfzederek öğrendi. Demek ki kendisine Yunanca öğreten Helen hocalar da vardı. Keza kendisinin müthiş bir hafızası var.”
  • “Laik olmanız din bilgisi edinmenize mani değil, hatta gerekli. Hele Türkiye gibi bir ülkede Hristiyanlığı, kiliseyi, İslam mezheblerini ve farklılıklarını mutlaka bilmek zorundasınız. İran Şiilerini ve Türkiye’nin Anadolu Alevilerini birbirine karıştıramazsınız. Yine Anadolu Alevisi’yle Suriye’nin Alevilerini ayırt etmek durumundasınız, zaten çıkan gerilimler ve çatışmalar da zorunlu öğrenimi beraberinde getiriyor.”
  • “Bazı üniversalist ve Batıcı geçinenler dahi, ”Geldik, burada antik medeniyeti tahrip ettik,” derler. Gerçek bu değil. Roma’da 4. asrın sonunda Hristiyanlık kabul edildiğinde heykellerin kafaları kırılıyordu, politeist ve pagan anlayışa tepki vardı.”
  • “Gençlerimiz zengin bir kültür mirası alıp bunun bilincinde olmadıkları için ön planda kimlik bunalımından dolayı bundan kaçmaktadırlar. Çünkü bariz vasıf budur; kimliğin oturmadığı, iyi tarif edilmediği, benimsenmediği yerde; ulus ve vatan coğrafyası da benimsenemez. Tarihi benimsemezse coğrafyayı da benimsemez, dolayısıyla kimlik eksik teşekkül eder ve ortada sadece karnını doyurmaya kalkan ve mütemadiyen bunu tekrarlayan garip bir toplum oluşur.”
  • “Haşhaşi yapılanmasını Selçuklular değil, onlardan sonra gelen İlhanlı Moğolları yok edecektir.”

İlber Ortaylı’nın Tavsiye Ettiği 25 Kitap

Ilber Ortayli 25 Kitap Onerisi

İlber Ortaylı’nınBir Ömür Nasıl Yaşanır?” adlı eserde tavsiye ettiği 25 kitap ve yazarı:

1. Osmanlı İmparatorluğu – Halil İnalcık
2. Batı-Doğu Divanı – Johann Wolfgang von Goethe
3. Hafız Divanı
4. İnce Memed – Yaşar Kemal
5. Fuzuli Divanı
6. Timurlenk – Beatrice Forbes Manz
7. İslam Uygarlıkları Tarihi – Corci Zeydan
8. Bir Ortadoğu Tarihçisinin Notları – Bernard Lewis
9. Savaş ve Barış – Lev Nikolayeviç Tolstoy
10. Kral Lear – William Shakespeare
11. Yüzbaşının Kızı – Aleksandr Sergeyeviç Puşkin
12. Savaş Günlükleri – Kont Galeazzo Ciano
13. Vanya Dağı – A. Pavlavic Çehov
14. Madame Bovary – Gustave Flaubert
15. Semerkant – Amin Maalouf
16. Puslu Kıtalar Atlası – Ihsan Oktay Anar
17. Milli Mücadele Başlarken – Tayyip Gökbilgin 
18. Suyu Arayan Adam – Şevket Süreyya Aydemir 
19. Yeniçeriler – Resad Ekrem Koçu
20. Yavuz Sultan Selim – Feridun Emecen
21. Devleti Aliyye – Halil İnalcık
22. Sultan Alp Arslan – Cihan Piyadeoğlu
23. Bustan – Şadi Sirazi
24. Karamazov Kardeşler – Dostoyevski
25. Kambur – Şule Gürbüz

İlber Ortaylı – “Bir Ömür Nasıl Yaşanır?” Alıntıları

  • “Kimsenin sizi bulmasını beklemeyin; nitelikli insanları siz arayın! Ben insanları arar bulurum. İyi hocalardan eğitim almak için bizzat çok uğraşmışımdır.”
  • “İyi bir yaşam için, sigara içiyorsanız bırakın, içki içiyorsanız çok azaltın. Yağlı yemeklerden tümden vazgeçin. Bir de muhakkak okuyun…”
  • “Dil öğrenelim, evet ama dilimizi de unutmayalım. Ben Türkçeyle yatıp kalkıyorum. Kendi dilimden şaşmam, ona özen gösteririm.”
  • “Hikaye, roman okumak insanı dinlendiriyor; çok da hafızasını açıyor. Sakın unutmayın, en önemli şey hafızadır.”
  • “Farklı insanlar arayıp bulun, dünyanız değişsin.”
  • “İki yüz sene sonrasına bir şey bırakmak istiyorsan kitap yazacaksın. Gazete yazısı bir kitap kadar kalıcı olmayabilir. Çünkü 50 sene sonra gazetelere ne olacağı bile belli değil.”
  • “İyi düşünmek için, esasen yalnız kalmak gerekir.”
  • “Beyninize yeni bir kapı açacak, size bir değer katacak insanla bir araya geldiğinizde bir şey öğrenirsiniz; bir şey düşünürsünüz; yeni bir yere bakmaya başlarsınız. Düşünceniz yeni bir boyut kazanır, yaşamınıza farklı bir bakış açısı eklenir. O boyut bazen yanlış da olabilir, ziyanı yok; bu yanlış, zaman içinde tashih edilir. Dahası, o yanlış bile ortalıkta boş boş gezmekten daha iyidir. Dilinizi, intibaınızı, tecrübe ve görgünüzü geliştiren; dünyaya bakışınızı değiştiren insanlar önemlidir. Onlarla bir araya gelmeye gayret ediniz; sonra oradan başka yere geçersiniz, sabit kalmanız şart değildir.”
  • “Çocukların yokluğu, zorluğu, mahrumiyeti bilmesi lazım. Bunu ona siz göstereceksiniz. Eğitimin tümünü okul veremez.”
  • “Merakınız olacak, gidişata bakacaksınız, olaylara müdahil olmaya çalışacaksınız. İçine girmeseniz bile ne olup bittiğini bilmeniz gerekir. Dünyayı takip edeceksiniz ama öyle sadece üç beş gazete kitap okuyarak değil; tutkuyla, hakkını vererek…”
  • “Bugün, “Efendim biz çok insancılız, beynelmileliz,” diyerek memleketi biraz hakir gören bir akım var. En çok kızdığım insan tipi budur. Memleketten soğuduğun an bırakacaksın. Bir şekilde buradaki çevreyle, insanla, memleketle barışık değilsen ki barışık olmak zorunda da değilsin, lütfen bırak; çünkü yapamazsın. Bir kere bu kendi sağlığına zararlıdır.”
  • “Hayat, derbederlik ve tembellik için çok uzun; fakat hırsla, yağma ve haydutluk yapmaya değmeyecek kadar kısadır…”
  • “Senin kim olduğun, nasıl biri olduğun, kendini nasıl yetiştirdiğin çok daha mühimdir. İlgin, bilgin dikkat çekerse, kimse seni dışlamaz; çeşitli gruplara girersin.”
  • “İnsan en güzel trende düşünür. Bir konu kafanı kurcalıyorsa; yazmak, anlatmak istediğin şeyleri kafanda sıralamak istiyorsan, hatta yeniden kurmak istiyorsan, bir tren yolculuğuna çıkmalısın… İyisi mi, al sen o bileti…”
  • “Suyu Arayan Adam’ı muhakkak okumalısınız; Birinci Cihan Harbi tarihini Erich Maria Remarque’in Garp Cephesinde Yeni Bir Şey Yok isimli romanından çok, bu hatıratı, bu edebi şaheseri okuyarak anlarsınız.”
  • “Her nefis ölümü tadacaktır.” (Ankebût, 57) ayetini bankalara ve makam koltuklarına yazmalı. Tabutlara ve mezarlıklara değil.”
  • “Değişmeyi, değiştirmeyi bileceksin. Konforundan vazgeçmeyi göze alacaksın. Kendi dünyanı yerinden kendin oynatacaksın. Bir insanın bittiği an, miskinliğe esir olduğu andır.”
  • “Saraybosna’da Müslümanlık, Osmanlılık ve medeniyet birleşmiştir. Ezan orada sade insan sesiyle okunur, pek güzeldir. İslam dünyası hakkında ümidinizi yitirirseniz de Bosna’ya gidin.”
  • “Her şeyden evvel insanların birbirlerini çok sevmesi lazım. Sevginin olmadığı yerde hiçbir şey kurulamıyor.”
  • “Türkiye’den çıkınca ilk görülmesi gereken yer İran’dır. İran’ı anlayamadan Türkiye’yi anlayamazsınız.”
  • “Bugünkü aklım olsa hem Doğu’yu hem Batı’yı öğreten bir üniversitede okur, sonra da İtalya ve İran’da uzunca araştırmalar yapardım…”
  • “Şiirde İran herkesin üstündedir. Avrupa şiiri onu tanıyınca sarsıntı geçirdi.”
  • “Bir cemiyetin insanını, toptancı kararlar ve toptancı politikalarla eğitime tabi tutamazsınız. Şunu kabul etmek zorundasınız: Eğitim insanların kabiliyetine göre olur ve bu kabiliyet de doğuştan gelir. Siz hiçbir zaman belirli paralar ve belirli statülerle, “Biz elit yetiştireceğiz,” diye bir okul kuramazsınız. Oraya girecek çocukların kim olacağı da, hangi yeteneklere sahip olduklarına göre zaten bellidir.”
  • “Esas konu başka; bizde asıl dert, aydın etiketlilerin yarım ve çeyrek bilgili olmasıdır.”
  • “Doğrusu beni cezbedecek, sürükleyecek pek bir şey bulamadım… Pamuk’un Türkçesini de bozuk buluyorum.”
  • “Edebiyatta ilham bir yere kadardır, orijinalliğe az rastlanır. Birçok yazar birbirinden aşırmıştır ama Rus edebiyatını yücelten orijinalliğidir.”
  • “Kimi çocuğun tarihe, hukuka kabiliyeti vardır, kiminin marangozluğa.”
  • “Entelektüel, üstüne vazife olmayan işlerle ilgilenen kişidir.”
  • “En çok eser veren müzisyen Mozart, 35’inde hayata veda etti. Yine Schubert gibi bir deha da o yaşlara doğru yaşamını yitirdi. Daha 30’unu yeni geçmişti. Rus yazarlara gelelim. Puşkin dramatik şekilde düelloda öldüğünde 40 bile değildi, 38’di. Yine düelloda ölen Lermontov 27’sindeydi.”
  • “Bir millet krizle düşmez veya yükselmez; bir millet ancak insanın eğitim niteliği yüksekse yükselir.”
  • “Ülkemizde çok katman var; epey eser çıkıyor. Ama gel gör ki bunlara layık müzemiz henüz yok. Nasıl olmaz değil mi? Maalesef yok.”
  • “Cesur olun. Kendinizi rahat hissettiğiniz alanın dışında bir pencere açın.”

Turkau

Turkuaz Akademi

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Diğer İçerikler:

Başa dön tuşu